NAMIK KEMAL’İN TORUNLARI CEZMİ VE MASUME’NİN HAZİN ÖLÜMLERİ

Öğretmen, şair ve yazar Ali Ekrem, Tanzimat döneminin ünlü şair ve yazarı Namık Kemal’in oğludur.

Ali Ekrem, babasının 17 Mayıs 1867’de yurt dışına kaçmasından 76 gün sonra İstanbul’da dünyaya geldi.

O tarihte Fransa’da bulunan Namık Kemal, dönemin üstâdı kabul edilen Recâizâde Mahmut Ekrem’e olan sevgi ve saygısından dolayı oğlunun isminde “Ekrem” olmasını istedi ve yavrunun adı Ali Ekrem oldu.

Namık Kemal 1888’de Aralık ayının ikinci günü Sakız adasında sürgünde iken 48 yaşında öldü.

Vasiyeti üzerine ve II. Abdülhamid’in özel izniyle Gelibolu Bolayır sırtlarında, Orhan Gazi’nin oğlu, Rumeli Fatihi Süleyman Paşa’nın mezarının yanına defnedildi.

Yine vasiyeti üzerine mezar taşına şu beyti yazıldı:

Ölürsem görmeden millette ümid ettiğim feyzi

Yazılsın seng-i kabrime: “Vatan mahzun, ben mahzun.”

***

Ali Ekrem, 1934’te Soyadı Kanunu çıkınca babasının aziz hatırasına hürmeten onun kabrini bulunduğu yerin adını, yani BOLAYIR soyadını aldı. 

Namık Kemal’in vefatından sekiz sene sonra Ali Ekrem Bolayır’ın bir oğlu dünyaya geldi.

Dedesi Namık Kemal’e ve onun romanı Cezmi’ye izafeten ismini Mehmet Kemal Cezmi koydular.

Cezmi, Namık Kemal’in Osmanlı-İran savaşlarını konu alan ünlü bir romanın adıydı. Romanın başkahramanı Cezmi bu savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş bir Türk genciydi.

Mehmet Kemal Cezmi, Ali Ekrem’in en büyük çocuğu ve tek oğluydu. İyi yetişmesi için çok gayret gösterildi. Ali Ekrem onu dedesine lâyık bir torun olarak yetiştirmek istiyordu.

İsviçre’de öğrenim gören ve müziğe büyük ilgi gösteren Cezmi, küçük yaşlardan itibaren aldığı keman dersleri sonunda hocalarının ve tanıdıklarının hep takdirini kazandı.

İstanbul’a döndükten sonra kendisinden yaşça hayli büyük olan keman hocası Belçikalı müzik öğretmenine âşık oldu.

Belçikalı öğretmen evli ve çoluk çocuk sahibi bir kadındı. Cezmi’nin kendisine ait hislerini çocukça buluyor ve onu kırmadan derslerini normal bir şekilde sürdürmeye çalışıyordu.

Müzik nağmeleri arasında başlayan aşk, nihayet bir tabancanın sesiyle son buldu.

Aşkına karşı olumlu cevap alamayan Cezmi, bu acıya daha fazla dayanamadı ve 6 Mart 1917’de henüz 21 yaşındayken babasının eniştesine ait tabancayla intihar etti.

Namık Kemal’in Avrupa’da tahsil görmüş, bilgisi, kültürü ve davranışlarıyla herkesin beğenisini kazanmış müzisyen torunu Cezmi’nin bu hazin ölümü, sadece ailesini değil neredeyse bütün İstanbul’u yasa boğdu.   

Cenazesine devrin sadrazamı Sait Halim Paşa, Talat Paşa, Maliye Nazırı Cavit Bey, Hüseyin Cahit (Yalçın) gibi tanınmış kişiler katıldı.

Cezmi’nin feci bir şekilde hayatına son vermesi aileyi perişan etti. Zavallı baba Ali Ekrem, mersiye tarzı ağıtlar yazmaya başladı.

Cezmi’nin ölümüne çok üzülenlerden biri de ünlü yazar Halit Ziya Uşaklıgil’di. Cezmi için; “Keşke onda müzik tutkusu olmasaydı, keşke keman çalmasaydı!” demiştir.

Fakat ne bilirdi ki oğlu Halil Vedat’ın yıllar sonra bir avuç hap içerek intihar edeceğini ve Ali Ekrem’in yaşadığı evlat acısını kendisinin de aynı şekilde yaşayacağını!

***

Namık Kemal ailesindeki bu erken yaprak dökümü, bu kadarla kalmadı.

Ali Ekrem’in ilk kızı 1899’da dünyaya geldi. İsmini Padişah II. Abdülhamid Ülviye Şükriye koymuştu. Aile bu adı daha sonra değiştirerek Ayşe Masume’yi uygun gördü.

Ayşe Masume içli ve hassas bir yapıya sahipti. İki evlilik yapmış, ikisinde de aradığı saadeti bulamamış ve boşanmıştı.

Nihayet üçüncü evliliğini annesinin akrabalarından biriyle yaptı ve Mısır’a gitti. Ne yazık ki orada 28 yaşını bitirdiği sırada tifoya yakalanarak vefat etti.

Şair baba Ali Ekrem Bolayır, 21 yaşında bir oğul kaybetmenin acısından sonra, 28 yaşında ilk kızının ölümü ile büsbütün yıkıldı.

Bu iki acıyı, hatıra defterine şu şekilde kaydetti:

Yavruların annesine dedim ki;

İki kalbe az gelirdi bir mezar.

Yalnız kalsın Cezmi senin kalbinde

Kalbimde de Masume’nin kabri var.

Kalın sağlıcakla!..

PAYLAŞ