ÜRETMEDEN KALKINMA OLMAZ! NEREDE KALDI BİZİM “YERLİ VE MİLLİ” DURUŞUMUZ?

Küresel ölçüde yaşanan COVID-19 salgını, depremler, savaşlar ve diğer unsurlar göstermiştir ki bu tür olaylarla etkin ve sürdürülebilir mücadele, ancak sosyal devlet politikaları (üretim) ile yapılabilir.

Ülkelerin sosyal devlet fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için de kalkınma hamlelerinin sürdürülebilir ve toplumdaki ekonomik gelişimlerde dinamik ve sürekli artış olmalıdır. Toplumum temel gereksinimlerinin karşılanabilmesi için zorunlu olan yol, su, elektrik, ısınma, eğitim-sağlık kurumları, spor-rekreasyon alanları gibi altyapılar hazırlanmalı ve bu hizmetler karşılanabilir maliyetlerle sunulabilmelidir. Elbette bu fonksiyonun uygun ölçü ve konforla yapılabilmesi için de ekonomik yönden kalkınmış olmak gerekmektedir.

Tedarik zinciri açısından değerlendirildiğinde; modern bütünleşmiş ulaşım ağı ile haberleşme, iletişim gibi altyapı olanakları sınırlı olan ülkelerin avantajlı jeopolitik ve coğrafi özelliklere sahip olmasının üretim sanayileşme ve kalkınma açısından fırsat olma özelliği yoktur. Ulaşım alt yapısı; tarım orman madencilik, balıkçılık gibi doğal kaynaklara dayalı ve diğer sektörlere de hammadde kaynağı olan dolayısı ile ekonomik kalkınmada birincil olan sektörler için çok daha hayati önem taşır.

Kalkınmış ekonomilerde; ulaşım yatırımları ve gelişen teknoloji, ulaşım maliyetlerinde önemli azalmalar yaratırken büyümeyi ve ekonomik gelişmeyi teşvik edici sonuçlar doğurmuştur. Gelişmekte olan ülkeler için de benzer şekilde sürdürülebilir ulaştırma politikaları ile kapsayıcı büyümeyi artırma potansiyeli bulunmaktadır. Hem kırsal hem de kentsel alanlarda önemli ölçüde birikmiş ulaşım altyapısı yatırımlarının yarattığı yetersiz ulaşım ağına ilave olarak ulaştırma sektöründeki zayıf yönetişim ve yetersiz düzenlemelerin bulunduğu büyük şehirlerdeki tıkanıklık, kirlilik ve kazalar da sosyal maliyetlerin artmasına neden olmaktadır. Bu durum, tedarik zincirinin en önemli ayağını oluşturan nakliye maliyetlerini artırarak rekabet şansını önemli ölçüde sınırlamaktadır.
Ülkelerin ulaştırma politikasının başlıca araçları; altyapı yatırımları, fiyat araçları ve hukuki düzenlemelerdir. Amaçları ise; büyümeyi teşvik etmek, yoksullar için ekonomik fırsatları artırabilecek ulaşım hizmetlerine daha iyi erişim sağlamak, ülke genelinde dengeli bir üretim-istihdam-tedarik zinciri-kentleşme-nüfus dağılımı modeli oluşturmak şeklinde özetlenebilir.

Sanayileşme-üretim-istihdam-kalkınma için ulaştırma alt yapısı entegrasyonunun farkında olan cumhuriyetimizin kurucu kadroları; bir yandan sanayileşme süreci başlatırken eş zamanlı olarak da ulaştırma alt yapısı inşasına girişmişlerdir. Onuncu yıl marşımızdaki “Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan” dizeleri bunun önemli bir göstergesidir. Ne yazık ki sonraki dönemlerde plansız ve hızlı kentleşme sonucu bu trend amacına uygun olarak sürdürülememiştir. 

Üretim ekonomisi için ulaştırma alt yapımız uygun hale gelmiştir. Elbette bu yöndeki çabalar uygun kaynak tahsis modelleri ile dinamik halde sürdürülmelidir. Evet, gelinen bu aşamada gerçekten yeni bir ekonomik kalkınma modeli uygulamak şarttır. Ancak bu konu popülizm eksenli olmamalıdır. Aynı zamanda kur, faiz, enflasyon ayarlamaları ekseninde de olmamalıdır. 

“Öyle ise ne yapmalıyız” derseniz cevap bellidir; üretmeliyiz. Özellikle tarım ve hayvancılık sektörleri aynı kurtuluş savaşı sonrası yapılan hamle gibi büyük bir atılımla canlandırılmalıdır. Boş kalan köyler üretim üssüne döndürülmeli, âtıl vaziyetteki tarlalar mutlaka ama mutlaka ekilip biçilmelidir.

Rusya-Ukrayna savaşı bize göstermiştir ki ülkeler kendi kendine yetemedikten sonra dışarıya mal satamaz. Satsa da geri alımlarda çok büyük sorunlar yaşar. Hâl böyle iken biz neden üretmiyoruz? Nerede bizim “yerli ve milli” duruşumuz? Hanımlar, beyler bunu mutlaka gözden geçirmek zorundayız…

Sevgiyle kalın…
PAYLAŞ