Eğitim planlı bir şekilde bireyde istendik yönde değişimler sağlamayı amaçlamaktadır. Ancak bazı çocuklar aldıkları eğitimde bu istendik yönde gelişimi sağlayamamaktadır. Çocuğun yeni bilgi ve becerileri edinmesinde birçok faktör olumsuz şekilde etkili olabilmektedir. Görme yetersizliği, işitme yetersizliği, zihin yetersizliği, fiziksel yetersizlik, duygu davranış bozuklukları, çevresel ve sosyal sebepler buna örnek olarak gösterilebilir. Eğer öğrencide bir yetersizlik durumu olmamasına karşın akademik olarak belirgin düzeyde akranlarının gerisinde kalması durumunda öğrenme güçlüğünün varlığı söz konusu olabilmektedir.
Özel öğrenme güçlüğü, çoğunlukla çocuk okula başladıktan sonra sınıf öğretmeni veya ebeveynler tarafından fark edilmektedir. Öğrenme güçlüğü olan çocuklar başta okuma, yazma, okuduğunu anlama, hesaplama, hatırlama ve ezber yapma alanlarında yaşadığı belirgin düzeyde sınırlılıklarla diğer akranlarından ayrışmaktadır. Bu sınırlılıkları olan öğrenciler ilgili kurumlara yönlendirildikten sonra tanı alma süreci başlamaktadır. Ancak akademik alanda benzer sınırlılıklar yaşayan birçok öğrenci çevresindeki kişilerin konuya ilişkin farkındalıklarının olmaması, ebeveynlerin çocuğunun durumunu kabullenmemesi, zamanla düzeleceğine inanma benzeri yanlış düşünceler veya çevreden gizleme isteği gibi sebeplerden dolayı tanı alamamaktadır. Tanılama konusunda dünyada en önde gelen kaynak olan DSM-V verilerine göre öğrenme güçlüğünün okul çocuklarındaki yaygınlığı %5-15 arasındadır. Ülkemizde ise tanılamada yaşanan problemler yüzünden bu oran %3 civarında olduğu tespit edilmiştir.
Özgül öğrenme güçlüğü kavramı üç alt başlıkta incelenmektedir. Okuma güçlüğü (disleksi), yazma güçlüğü (disgrafi) ve matematik güçlüğü (diskalkulidir). Okuma güçlüğü; yanlış okuma, heceleme hataları, okurken satır atlama ve okuduğunu anlamada güçlük olarak tanımlanır. Yazma güçlüğünde yazarken harf atlama, yanlış yazma, benzer harfleri karıştırma (b-d gibi), ters yazma, dil bilgisi kurallarına uyma ve noktalama işaretlerinin kullanımında sınırlılıklar görülmektedir. Matematik güçlüğü de sayısal akıl yürütebilme, ezber gerektiren konularda zorlanma (ritmik sayma, çarpım tablosu vb.) ve hesap yapmada zorlanma olarak karakterize edilebilir. Öğrencilerde bu alt güçlüklerden bir ya da birkaçı birlikte bulunabilmektedir. Öğrenme güçlüğü olan bireylerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, kendini düzenleme, yer-yön bulmada zorlanma, gündelik hayata dair şeyleri hatırlayamama ve geç konuşmaya başlama durumları da görülebilmektedir.
Araştırmalarda da görüldüğü üzere ülkemizde öğrenme güçlüğüne yönelik farkındalık ve bilgi düzeyi yeterli değildir. Öğrencilere tanı aldıktan sonra sağlanan destek eğitimlerle ve özel eğitimle önemli ilerlemeler kaydedilebilmektedir. Akademik olarak akranlarının gerisinde kalan öğrencilerde özgüven eksikliği, içine kapanıklık veya saldırganlık gibi problem davranışlar gözlemlenebilmektedir. Bu nedenle erken tanı alarak özel eğitime başlamak çok önemlidir. Öğrencinin erken yaşlardan itibaren desteklenmesi tipik gelişim gösteren akranlarıyla yakın düzeyde olmasını sağlayabilir. Öğrenme güçlüğünün herhangi bir tıbbi tedavisi bulunmamaktadır, yapılabilecek en önemli tedavi eğitimdir. Öğrenme güçlüğü yaşam boyu sürer ancak etkileri eğitim ile azaltılabilir. Bu yüzden aile ve öğretmenlerin bu konuda duyarlı davranarak eğitim sürecine başlaması çocukların eğitim hayatlarını ve geleceklerini olumlu şekilde etkileyecektir.
Engelliler haftası vasıtasıyla diğer engel türleri ile birlikte yetersizlik türleri arasında en fazla sayıda görülen öğrenme güçlüğüne de dikkat çekerek durumun farkında olalım ve çocuklarımızın geleceği için vakit kaybetmeden harekete geçelim.