KÖY ENSTİTÜLERİ YENİDEN HAYAT BULDU

Kütahyalı girişimci Begüm Özdoğularlı Pandır, BigSmall Youtube kanalına verdiği röportajda modern köy enstitüsü işlevini benimseyen Doğru Odak Okullarını anlattı

“BENİM SAVAŞIM DOĞRUNUN MODERNİZE EDİLMESİDİR”

Tüm dünyanın ortak olarak istedikleri tek durumun küçük köyler olduğunu belirten Doğru Odak Okulları Kurucusu Begüm Özdoğularlı Pandır, “Biz tam olarak bu istekten ötürü Doğru Odak Okulları dediğimiz bu köyü inşa ettik. Sürdürülebilir okulunuz derken aslında yeni bir durum yaratmadık. Eskiyi tekrardan yerine getirmiş olduk. Benim buradaki savaşım o eskinin aslında doğru olan olduğunu ve bunu modernize ederek tekrardan yeni nesillere aktarılmasıyla uzun vadede Dünya’nın kazançlı çıkmasını görmektir. Karbonhidratın yoğun olarak çocuğa verilmesi halinde çocuğun zekâ gelişimine ve düşünme yapısına zarar verdiğin düşünmekteyiz. Yoğun karbonhidrat tüketen bir çocuğun hızlı ve analitik düşünmesi mümkğn değildir. Kütahya’mızda büyük bir çiftliğimiz bulunmaktadır. Tüm ürünlerimiz orada yetişmektedir. Şu anda bizim ambarımızdaki o ürünler, saklanmış paketler, yapılmış soslar ve turşularla beraber biz 6 ay boyunca 120 kişiyle beraber bu okulun içerisinde hayatımızı idame ettirebiliriz. Burası bir nezaket ve saygı okuludur. Önce iyi insan olma okuludur.” dedi

ÇOCUKLARI HAYATA HAZIRLIYORLAR

Çocukların burada almış oldukları eğitimleri hayatlarına yansıttıklarını ifade eden Kurucu Begüm Özdoğularlı Pandır,  “Benim eğitim serüvenim çok küçük yaşlarda başladı. Ben kendimi o anlamda çok şanslı hissediyorum çünkü yeteneğimi kendim çok küçük yaşlarda keşfettim. Ailem ticaretle uğraşmaktaydı. Babam ise yoğun bir iş temposu içerisinde hayat sürdürmekteydi. Eğitimci olmaya 18 yaşında bir üniversite öğrencisiyken başladım. Bu süreç önce İngilizce kurslarıyla başladı. Bir sürü öğrenciye İngilizce dersi hizmetini sunduk. Daha sonra mesleki eğitim okulları serüvene dâhil oldu. Bahsetmiş olduğum kurslarda eğitim alan kişi yanılmıyorsam 800 bin ila 1 milyon aralığında olmuştur. Ben onlara, onlara bana öğretmiştir. Her zaman hayalim belli bir yapıya ulaştıktan sonra bu formatta bir okul açmaktı. Bu okulun altyapısında her şeyden önce benim kendi kültürel zekâma yaptığım büyük yatırımların etkisi vardır. Benim için en büyük yatırım kendi kişisel gelişimim oldu. Çok küçük yaşlardan itibaren tek başıma yaptığım dünya gezilerinde ziyaret ettiğim en az 300 okulu ziyaret etmiş olmam aslında bu kurulan düzenin sağlam yapıları olmasıdır. Bazı yazılarda kimi ülkelerin eğitim metotlarının daha düzgün olduğu yazmaktadır. Ben bu eğitimlerin hepsini tek tek inceledim. Çok konuşulduğu için Finlandiya’dan örnek vermek istiyorum. Finlandiya’daki eğitim modelinde tek tip öğrenci vardır. Tek tip insan vardır. Farklı kültürelin insanları yoktur. Farklı kültürlerin eğitim metotları yoktur. Bu yüzden Finlandiya’dan hızlı düşünüp, yaratıcı fikirler ortaya çıkaran kişiler çıkmamaktadır. Bu ülkenin neden örnek model gösterildiğini hiçbir zaman anlayamadım. Bu yola çıkarken de önce çocukların kendi yemeğini pişirecek, kendi okul formasını kendi tasarlayacak ve kendi dikecek, kendi sabununu gerektiği yerde kendi yapacak, havlusunu kendi üretecek ve bu sayede çocuk küçük yaşlardan itibaren bir birey olarak kendine yetebilen çocuklar olacak. Sabahları geldiğimizde tarlamızdan gelen ürünlerle yemeğimizi pişiriyoruz. Öğle saati geldiğinde her çocuk kendi sofrasını kendisi kuruyor. Yemeğini kendisi yiyor. Arkadaşlarına servis yapar ve her masada 4 çocuk oturur. Her gün 1 öğrenci servis yapmaktan sorumludur. Önce arkadaşlarına yemeğini dağıtır. Kalan ve en az yemeği ise kendine servis eder. Öğrencilerimiz servis yapan arkadaşının yemeğinin az olduğunu söyleyince ben hayat önce vermekle başlar derim. O gün sofradan aç kalkmasının ona kısa vadede zararı olmaz ama uzun vadede paylaşmayı, açgözlü olmamayı öğrenmiş olur. Tabaklarda kalan yemek artığı varsa onları toplarlar koyun, keçi ve tavuklarımıza vererek onları beslerler. Akşam çöplerimiz toplandığında nerdeyse bir avuç kadar çıkmaz çünkü her şey geri dönüşümle tamamlanır. Dünya kaynaklarının tükenmesinin önüne ben nasıl geçebilirim diye düşündüm ve küçük yaşlarda ne yaptığımızı aklıma getirdim. Ailelerde kişiye ait kullanılan ve haftada bir kez yıkanan havluyu düşündüm. Yeşil el sabunları vardı. O sabunu evinde bile yapabilirsin. Biz roman vatandaşlarla bunu yapmıştık. Ben de her çocuk için 3 tane havlu yaptırayım diye düşündüm. Havlularımız geldiğinde beraber kesip, diktik. Her çocuğa keseler hazırlayıp, içine de sabunları koyduk. Kutularına bunları koyduk. Tuvalete gideceği zaman o kutudan alıyor ve işini hallettikten sonra yerine tekrardan koyar.  Bununla birlikte kâğıt sarfiyatının önüne geçiyor, gereksiz bir maliyeti ortadan kaldırıyoruz Ona harcayacağımız bir parayla çocuklarla kütüphane oluşturabilir, daha güzel eğitimsel çalışma ve aktiviteler yapılabilir. Aslında para daha doğru yönlendirilmiş olur. Çocuk için artık bu bir alışkanlık oluyor ve kendi evine de bu durumu yansıtıyor. Yemekler sırasında çatal-bıçak kullanıma dikkat etmekteyiz. Demek ki bizim yeni nesillerle bu oturma kalkma adabını da öğretmemiz gerekiyor. Aslında bunlar yıllar önce vardı. Bunlar unutuldu. Biz şimdi tekrar hatırlatıyoruz. Su sistemi için filtre önerilmektedir. Bu filtre sisteminde de sarfiyat olmaktadır. Burada Belgrad Ormanı’nın suyu var. Her hafta bir öğrenci ailesiyle beraber görevlendirilir. Bizim cam kavanozlarımızla giderler ve taze taze sularını doldururlar. Bu çocuk için aslında bir bilgidir. Bugün herhangi bir ülkede savaş çıksa çocuk ne yapacak bir yerden suyunu taşıyacak. Bu aslında bir taraftan çocuğu ileride olabilecek en kötüye alıştırmak yani sırası geldiğinde aç ve susuz kalabilirsiniz. Sizin bir şekilde o yetişen bireye bu zorluk ve yokluk anlarını öğretmeniz gerekmektedir. Bunu öğretmezseniz eğer büyüdüğünde karşısına çıkacak ilk travmatik olay karşısında yılacaktır. Ben onları çocuk olarak görmüyorum çünkü ruhlarımız, bakış açılarımız ve gözlemlerimiz aynı sadece onların boyları ve tecrübeleri bizden biraz daha küçüktür. Bir sohbet sırasında hayır öğretmenim siz burada yanlış düşünüyorsunuz bunun doğrusu bu dediklerinde ben şaşkınla bakıyorum. 8 yaşındaki bir çocuğun durumu bu kadar net ve iyi gözlememiş olması beni şaşırtıyor. Burada demek ki benim özür dilemem gerekiyor diye düşünüyorum. Yıllarca öğretmenin hep hatasız ve kusursuz olduğu hatasına yer verildi. Çocuk da karşı karşıya kalınan durumlarda doğrusunu bilebilir. Bu sadece bir yol arkadaşlığıdır. Kişiler arasında birbirine olan saygı kuralları esastır. Okulun kantini yoktur. Bu konuda başlangıçta eleştiriler aldım. Bu eleştirilere karşı bizim mutfağımızda ara öğünlerde yiyecekleri kadar fındığımızdan tutun meyvemize kadar her şeyimiz var dedim. Öğle yemeğinden sonra ikindi saatinde küçük kukilerini de yapıyoruz. Ben de bilirdim büyük güzel bir kantin yapalı bol bol içine karbonhidratlı besinler yerleştirelim. Satış yapıp, kârlar elde edelim mantığını hiçbir zaman kabul etmedim. Benim karşımda sağlıklı beslenen, midesinin yarısı boş, algısı açık ve analitik düşünebilen çocuklar yer almalıdır.” diye konuştu.

EKSİKLERİ TESPİT EDİP, ÇÖZÜMÜ DOĞRU ADRESTE BULUYORLAR

Müfredatı zenginleştirdiklerini dile getiren Kurucu Özdoğularlı Pandır, “Okulumuzun bir ambar projesi var. Kütahya’da atalarımdan kalan en az 300 senelik bir köy ambarı gördüm. Bu ambarın köylerde azalan nüfusa fayda sağlamayacağını düşünerek okulun bahçesine yerleştirttim. Çocuklar için orada bir etkinlik olanı oluşturduk. Çocuklar için çok eski çam ağacının kokusuyla bir faaliyet yapmasının kendisine hem ruhen hem de aldığı hava anlamında çok faydalı olacağını gördük. Biz eğitimciler bir taraftan hafif paranoyak kişilerizdir ve olmak zorundayız. Bir savaş çıktığında bu okulun içerisine sığınan yüzlerce kişiye günlerce yetecek besin bulunmaktadır. Çocuklar o gıdaların tarladan toplanmasından tutun işlenmesi ve paketlenmesi sürecine kadar her sürecin başrolü oluyorlar. Biz, evde ailenle bu barbunyayı ayıkla ve onu yarın getir diyenleriz. Bunun organizasyonunu yapan yine çocuklardır. Ambarın içindeki yetecek malzemeler üzerinde matematik hesabı yapıyorlar. Aslında bu durum yaşamla iç içedir. O ambarın buraya getirilmesi bir çılgınlık işidir. Bunu ancak benim gibi çılgın bir eğitimci yapar. Arka tarafta tavuklar, horozlar ve keçiler vardır. Günde tavukların kaç yumurta vereceği hesaplanmıştır. Yemek menümüzde ona göre şekillenmektedir. Okulun kendi kendine yetmeyi başarması demek çocuğun buna bağlı olarak kendini sürekli yenileyebilmesidir. Eve 70 tane oyuncak alması değil, kendi oyuncağını kendi yapmasıdır. Çünkü insan kendi emeğinin olduğu bir ürünün yok edilmesini istemez. Çocuk öncelikle buraya aidiyet hissetti. Sonrasında ise matematik, felsefe, sosyal bilgiler ve diğer dersleri öğrendi. Biz de MEB’e bağlı olarak müfredatları takip ediyoruz ama onların içeriğini zenginleştiriyoruz. Sosyal Bilgiler dersinde yer alan Sümerler konusunu isterseniz 2 saatte, isterseniz de 1 ayda bitirebilirsiniz. Bu konuyla ilgili olarak çeşitli etkinlikler düzenlemek tamamıyla sizi yaratıcılığınıza kalmıştır. Kurumumuzda göreve başlayan öğretmenler ilk başta zorlanırlar ama adapte olan da kopamaz. Her akşam öğrencilerin eksiklikleri analiz edilir ve buna uygun çözümler yaratılır. 4 işlemde eksik varsa pazaryerine gidilir ve orada bir tezgâhtarın yanına geçilerek satış yapılır ve bu yöntemle eksik kapatılır. Ayrıca gittiklerinde ceplerindeki paraya göre alışveriş yaparlar. Ücretsiz olarak vermek isteyen olursa izin vermem çünkü onun hayat boyu hak etmediği bir şeyi istemesi demektir. Kişi onu alması için önce kazanması ve sonra hak etmesi gerekir. Siz bir eğitimciyseniz ve bir çocuk sizin ülkenize yeni gelmişse o çocuğu kenara atarsanız o çocuğun boynunu bükersiniz oysa o çocuk kendi ülkesini size tanıtırsa o zaman gerçek evrensellik ve barış olur. Biz hem ülkemizin kültürünü onlara tanıtmayı hem de onların kültürünü tanımayı hedefliyoruz. Eğitim önce anne babayla başlar sonra eğitimciyle devam eder. Her şeyden ziyade kendi kendine yetebilen bir birey hedeflemekteyiz. Bu okul benim bütün yaşam tecrübemin, eğitimimin, ilgimin, becerimin ve inancımın yansıması olan en büyük projemdir.” ifadelerini kullandı

Basılı ve dijital abonelikleriniz için : 0.274.333 43 36’yı arayabilir, [email protected] adresine mail atabilirsiniz

PAYLAŞ