KÖTÜ ADAM ROLÜNE BİLE KIZAN TOPLUM NE HÂLE GELDİ!

Eskiden filmlerde “Kötü Adam” rolünde oynayan oyuncular dahi sokaktaki insandan tepki görürler, oynadıkları rolün yapısı gereği sevilmezlerdi. Son yıllarda ise “Kötü İnsan” tipine öyle alıştırıldık ki hep beraber o hedefe doğru gider olduk.
Bir toplumun felsefesinde “İyi İnsan”, “Kâmil (olgun) İnsan” olabilme hedefi yoksa, “evrende boşluk yoktur” görüşünce “Kötülük” yönüne, “Karanlıklar” yönüne doğru eğilim öne çıkar. Kötü İnsan üretiminin sebeplerini bulmamız gerekiyor. Çünkü sokaklar yürünmez oldu.
Katillik, hırsızlık ve bunlar gibi hasletler yaygınlaştı. Kadına, çocuğa, yaşlı insana, hastaya, acize, hayvana yönelik acımasız davranışlar, ne ilk çağlarda ve ne de orta çağlarda bu denli merhametsiz olmamıştı.
Zira insani vicdan ve ahlâk düşmanla savaşırken bile bir savaşçı etiği verirdi. Şimdi ise hiçbir değer tanınmaz oldu. Her gün bir hiç uğruna insanlarımız katloluyor. Gencecik çocuklar artık “öldürerek”, “uyuşturucu kullanarak” kimlik sahibi oluyorlar. Cinayetler artık lise düzeyine indi. TV dizileri fecaat. Gününün tamamını Türk TV’lerini izlemekle geçiren bir ev hanımı, yakın zamanda görüştüğümüzde artık izlemediğini, izleyemediğini söyledi. “Hep kan, hep bıçak, hep cinayet, hep uyuşturucu, hep pespaye insanların rezâlet hayatları. Biz de “yüksek kültür” yok mu? Bize ne oldu böyle?” diye sorduğunda cevap veremedim.
Bazılarınız bana kızabilir ama olsun, dost acı söyler demişler ya siyasi ve bürokratik mekanizma kendi ütopik dünyalarına hapsolmuş vaziyette. Real-politikten çok uzaklar. Bir sonraki seçimde yerimi nasıl korurum gibi basit ve günlük meselelere indirgenmiş siyasetin felsefesi olmaz, kalmaz çünkü. Siyasetçinin bilgi kaynakları sağlıklı değil. İlüzyona dayalı. Gelenekli bilgi kaynaklarından hakiki bilgiye sahip değiller. Halkın bilgisi sadece seçimlerde yaptırılan anketlerle elde edilemez baylar.
İnsanın doğasındaki “İyi” bozulmaya açıktır ve buna çok elverişlidir. Zira kendisi her ne kadar ruhani âlemde tasarlanmış ve o ruh ona üflenmişse de peşinden maddesel olana inerek bedenlenmiştir. İşte maddenin hakikati değişmezlik üzere sabit olmadığı için bu durum tefessühe, fesada, bozulmaya açık bir yapı oluşturur. Yani eğer insan yüce değerler üst-ahlakının otoritesi altında olmazsa bozulmaya, kötülüğe meyleder. Yani öyle ortada kalmaz. Şeytani süreç bu noktada aktiftir hemen onu ayaklarından çeker.
Ey ilahiyat hocaları, ey Diyanet hocaları, ey Milli Eğitim görevlileri, ey yöneticiler!
İnsanın ruhuna hitap eden bir projeniz yoksa boşuna zahmet çekmeyin, insanın “Kötüleşme”sine mani olamazsınız. Olamıyorsunuz da, durum ortada. İnsan kalitemiz her geçen gün bozuluyor. Gençlerimiz bonzai âlemlerinde. Çözüm, imam hatip liselerinin, ilahiyat fakültelerinin, camilerin, vakıfların, derneklerin vs. sayısını arttırmakta da değil.
Nerede ve hangi çatı altında olursa olsun insani ve ruhani eğitimin verilmesinde. Yoksa bu kadar sayısal çoğalmaya rağmen insan kalitesinin düşmesine ne demeli? Kalite dikey bir süreçle yakalanır, yatayda ise görünür olur. Unutmayın ki dikey yani enfüsi eğitimi ihmal, yatay olanın da bozulmasına yol açar.
Çünkü “Kendi nefislerini dönüştürmeyenler toplumsal dönüşüm yapamazlar” (Kur’an 13/11).
Sevgiyle kalın…

PAYLAŞ