EY İNSAN! TANI KENDİNİ

Doğru iletişim ve sağlıklı ilişkiler kurmanın en önemli kurallarından biri hoşgörülü olmaktır. Bunu teoride hepimiz çok iyi biliyoruz ya da bildiğimizi düşünüyoruz. Hatta çoğumuzun iki lafından biri hoşgörü. Önemli bir kısmımız da hoşgörüsüzlükten şikâyetçi. Ancak gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki bu bilgiyi pratiğe dökmekle ilgili ciddi sorunlar var. Özellikle de içinde bulunduğumuz bu belirsiz, herkesin tahammülünün son derece azaldığı dönemde, iletişimlerde hoşgörünün de göz ardı edildiğini üzülerek görüyorum. 
    Hoşgörü bir lütuf değildir. Yani ikili bir iletişimde karşımızdaki kişiye hoşgörülü olmak ona sunduğumuz bir lütuf olarak algılanmamalıdır. Aksine hoşgörü, her türlü iletişimin olmazsa olmazıdır, huzurlu ve mutlu olmanın da temel şartıdır. Hoşgörü, canınız istediğinizde takabileceğiniz bir gözlük değildir. Yani canınız istediğinde hoşgörülü olup istemediğinizde ise hoşgörüsüz davranamazsınız. Hoşgörülü, yalnızca kendine benzeyene, kendinden olana sağlanan bir ayrıcalık hiç değildir. Ona biz aslında daha çok “körler sağırlar birbirini ağırlar” diyoruz biliyorsunuz. 
    Tüm bunlara ek olarak hoşgörü, maalesef çoğu zaman karşı tarafa duyulan acıma duygusu ile karıştırılabiliyor. Yani bu tip durumlarda kişi kendisini karşısındakinden üstün gördüğü için hoşgörülü davranma adı altında acıma duygusu ile yaklaşabiliyor. Bu da aslında bizi yazının başında da işaret ettiğim lütuf konusuna getiriyor. Başka bir deyişle hoşgörü sıklıkla karşı tarafa sunulan bir lütuf veya karşı tarafa acıma duygusu ile karıştırılabiliyor.
    Bir de, hoşgörü birçok insanın yanlış anladığı gibi görmezden gelmek veya vurdumduymazlık değildir. Hoşgörü, karşısındakinin de insan olduğunu unutmamak, kendisinin de aynı hatalara düşebileceğini yani kendisinin de bir insan olduğunu hep hatırlamaktır. Hoşgörü, kendinin mükemmel olduğu ve asla hata yapmayacağı yanılgısına düşmemektir.
En yalın haliyle hoşgörü; kendine aykırı gelse de her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiğince hoş görme durumudur ve ikili ilişkilerin de olmazsa olmazıdır. İnsan anlayışla karşılayamadığı biriyle nasıl sağlıklı bir iletişim ve ilişki kurabilir ki? Hoşgörülü olabilmek için duygudaşlık kurabilmek de son derece önemli. Yani duygudaşlık kurmak ile hoşgörülü olma durumu doğru orantılıdır.
    Ancak dediğim gibi, gün geçtikçe toplum olarak da bu kavramdan git gide uzaklaşıyoruz gibi geliyor bana. Bunu görebilmek için sokağa çıkıp birkaç saatinizi geçirmeniz ya da çağın vebası sosyal medyada şöyle bir gezinmeniz yetecektir. Aslen hoşça vakit geçirmek, bilgilenmek veya sosyalleşmek için kullandığımız sosyal medya mecralarında bireylerin birbirine hoşgörüsüz hatta acımasız davrandığını görmemek imkânsız. Ve maalesef bu mecraların çok erişilebilir olması da bunu daha da kolaylaştırıyor.
Ünlü Türk düşünürü Cem Yılmaz’ın dediği gibi EĞİTİM ŞART…
Yazının sonunda Şeyh Galip’in çok sevdiğim bir beyti ve günümüz insanının anlayabilmesi için açıklamasını sizinle paylaşmak istiyorum.
Sevgiyle kalın…

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen,
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.
(Ey insan evladı! Kendine saygıyla/hürmetle yaklaş; çünkü sen kâinatta yaratılmışların özü/göz bebeği olan insansın.)

PAYLAŞ