DEĞERLER VE İLKELER BAĞLAMINDA

Nasrettin Hoca’ya, “Hocam yaşınız kaç?” diye sormuşlar. Hoca, “Kırk beş!” demiş.

Şaşırıp tekrar sormuşlar: “Hocam, on yıl önce de sormuştuk, o zaman da kırk beş demiştiniz! Bu nasıl oluyor?

Hoca cevap verir: “Mert adam sözünde durur, dün ne dediyse bugün de aynısını söyler.

Mizah kültürümüzün en önemli şahsiyeti olan Nasrettin Hoca bu küçücük fıkrada muhatabına birden fazla mesaj veriyor.

Birincisi, yaşını soran kişiyle dalga geçerek şunları söylemek istiyor: “Benim yaşımdan sana ne? Başka işin gücün yok mu senin? Benim yaşımı düşüneceğine daha lüzumlu şeyleri düşünsene! Hem, on yıl önce sormuşsun, ben de kırk beş demişim. Bugün yaşımın elli beş olduğunu hesap edemiyor musun?

İkincisi ise tüm insanlara: “Mertlik, sözünde durmak ve ilkeli olmak gibi davranışlar, insanı yücelten önemli değerlerdir. Dönek olmayın! Değerlerinizden ve ilkelerinizden asla vazgeçmeyin!

* * *

Muktedirlerin, iktidarları için ahlâkî ilkelerden ve toplumsal değerlerden vazgeçmeleri, kendilerine uygun yeni değerler inşa ederek toplumu bu değerlerle şekillendirmeye çalışmaları siyasi düşünceler tarihinde çokça örneğini gördüğümüz vakıalardandır.

İtalyan Rönesans hareketinin önemli figürlerinden olan Machiavelli’ye göre bir muktedir, kendisine zarar verecek bir durumda, ya da söz verdiği zamandaki şartlar değiştiğinde, rahatlıkla sözünden dönebilir.

Machiavelli‟nin bu söz ve yaklaşımı sonradan, “amaca giden her yol doğrudur” ya da “amaç, aracı meşrulaştırır” şeklinde, adeta bir özdeyiş haline dönüşmüştür.

“Efendim, dün böyle demiştiniz.” diyen birine, “Dün dündür, bugün bugündür.” diyen bir siyasetçinin tavrı ve duruşu başka nasıl açıklanır?

İngiltere Başbakanı Lord Palmerston 1856’da “İngiltere’nin ebedî ve ezelî dostları da düşmanları da yoktur, değişmez menfaatleri vardır. Dostlarımız ve düşmanlarımız zaman içinde değişir; değişmeyen şey menfaatlerimizdir.” demişti.

Kendi vatandaşlarını “efendi”, başkalarını “köle” olarak gören ve sömürgeciliğin başını çeken İngiltere’nin politik felsefesidir bu!

Ne yazık ki, bu pragmatist anlayış, Türkiye iç siyasetinde, değerleri ve ilkeleri olmayanların da temel felsefesi olmuştur.

Değerleri ve ilkeleri olmayanlar, menfaatleri söz konusu olduğunda dostlarını düşman, düşmanlarını dost edinirler ki siz de şaşarsınız.

Değerleri ve ilkeleri olmayanların davası da olmaz, sevdası da!..

* * *

Değerler ve ilkeler bağlamında en güzel örnek Allah Resûlü’dür.

O’nun davası; iman, ahlâk, adalet ve merhamet davasıydı.

O’nun davası küfrün bataklığını kurutmak, İslâm’ın ulviyetini yüceltmek, ümmetinin kurtuluşa ve saadete kavuşmasını sağlamaktı.

Kendisine, “Davandan vazgeç, sana ne istersen verelim.” diyenlere, “Bir elime Ay’ı, diğer elime Güneş’i verseniz vallahi davamdan vazgeçmem.” dedi.

* * *

Değerleri ve ilkeleri olmayanların doğrularını ve yanışlarını çıkarları belirler; çıkarlarına uygun olan her şey doğru, çıkarlarına uygun olmayan her şey yanlıştır.

Değerleri ve ilkeleri olmayanlara göre kendilerinden olan herkes iyidir; onları göklere çıkarırlar; kendilerinden olmayanlar ise kötüdür, onlara çirkin sıfatlar yakıştırarak ve en aşağılayıcı hakaretlerle yerin dibine sokmaya çalışırlar.

Değerleri ve ilkeleri olmayanlar, insan satmakta mahirdirler. Çıkarları için bir süre kullandıkları insanları işleri bitince kullanılmış mendil gibi bir kenara fırlatıverirler.

Değerleri ve ilkeleri olmayanlar, çıkarları uğruna, gerçekte inanmadıkları düşüncelere inanıyormuş gibi görünürler, gerçekte sevmedikleri kişilere seviyormuş gibi davranırlar.

Kısacası, değerleri ve ilkeleri olmayanların, ne zaman ne yapacağını, ne zaman ne söyleyeceğini, hangi durumlarda hangi tavırları sergileyeceğini çıkarları belirler.

Bu bakımdan onlara asla güvenilmez!

PAYLAŞ