“MASA BAŞINDA YAPILAN PLANLAR TUTMUYOR” 13-12-2018 13:07:44

Osmanlı Devleti’nin 34. padişahı Sultan II. Abdülhamit Han’ın vefatının 100. yıl dönümünde Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Tavşanlı Belediyesi ve Tavşanlı Ticaret Odası, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Gelişim Stratejileri Araştırma Merkezi (KDPÜ GESAM) tarafından düzenlenen “Arap Hafızasında II. Abdülhamit ve Türk Arap İlişkileri” başlıklı uluslararası sempozyum başladı.

15 ülkeden 38 akademisyen ve uzmanın katıldığı “Arap Hafızasında II. Abdülhamit ve Türk Arap İlişkileri” başlıklı uluslararası sempozyum Dumlupınar Üniversitesi GSF Kırmızı Salon’da gerçekleştirildi.

Sempozyuma; Kütahya Valisi Dr. Ömer Toraman, Yemen Büyükelçisi Faruk Bozgöz, Kütahya Belediye Başkan Kamil Saraçoğlu, DPÜ Rektörü Prof. Dr. Remzi Gören, Tavşanlı Kaymakamı Yüksel Kara, Tavşanlı Belediye Başkanı Mustafa Güler, STK Temsilcileri, bazı daire müdürleri,  akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

Sempozyumun açış konuşmasını yapan GESAM Başkanı Doç. Dr. Bülent Cırık, Sultan II. Abdülhamit’in hayatının, izlediği siyasetin ve Türk-Arap ortak hafızasında edindiği konumun önemi hakkında bilgiler verdi.

Sempozyumda, Lübnan Trablus Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Raafat Mikati “15 Temmuz” adlı şiirini okurken, Gaziantep Ez Zehra Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Müslim de bir konuşma yaparak II. Abdülhamit Han’ın Batı ve Doğu’ya karşı izlediği politika hakkında bilgiler verdi.

Daha sonra kürsüye DPÜ Rektörü Prof. Dr. Remzi Gören geldi. Rektör Prof. Dr. Remzi Gören, “Ortadoğu’da devam eden iç karışıklıklar, Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan devrimler, körüklenen mezhep ve etnik kökene dayalı ayrımcılık zemini, Müslümanların uyanık olmasını gerektiriyor. İslam inancını ve değerlerini yaymak, Müslümanlar arasında işbirliğini sağlamak ve genel İslam kardeşliğini tesis etmek yolunda önemli adımların atılması zorunluluğu ortadadır” dedi.

“BAZILARI RAHATSIZ OLDU”

Türklerin ve Arapların, Anadolu ve Orta Doğu coğrafyasının kadim milletleri olduğunu belirten Vali Dr. Ömer Toraman, yüzyıllarca birlikte yaşayan iki milletin birleşmesinden bazı çevrelerin rahatsızlık duyarak harekete geçtiğini söyledi. İki milletin birlikteliğini bozmak için hala çabaların sürdüğünü  kaydeden Vali Dr. Ömer Toraman, “Bu coğrafyayla hemhal olmuş, bu coğrafyayla içli dışlı olmuş bu iki büyük milletin birlikte yaşama kültürünü uzun zaman geliştirdikleri, barış içerisinde yaşadıkları da tarihi bir vaka olarak karşımızda duruyor. Ancak bu tablodan rahatsız olan, değiştirmek isteyen ve enteresan bir şekilde coğrafyanın dışında yaşayan, coğrafyanın dışından gelerek buralara sirayet etmek isteyenler de özellikle yüzyıl ötesinden başlamak üzere yoğun bir şekilde faaliyetlerini yürütüyorlar. Aslında bu coğrafyada yaşayan insanların birbirleriyle konuşmak, anlaşmak için hiçbir engeli yokken bu iki büyük milleti ve bu coğrafyada yaşayan diğer toplulukları birbirinden uzaklaştırmak için, birbirleriyle hasım haline getirmek için çeşitli isimler adı altında yoğun faaliyetler yürütüldü” dedi.

“ORTAK KİMLİĞİMİZ İSLAMİYET”

Orta Doğu ve Anadolu’da ciddi tahribatlar neticesinde bölünmeler yaşandığını ancak son dönemlerde iki milletin de ortak kimlik olan Müslümanlıkta bir araya geldiğinden söz eden Vali Dr. Ömer Toraman, “Biz maalesef belli bir zamandan sonra bu faaliyetlerin neticesini kabul ettik, onları doğru olarak görmeye ve bizden sonraki nesillere aktarmaya başladık. Oysa bizim coğrafyamızın dışındaki insanların rehberliğine, önderliğine ihtiyacımız yoktu. Belki de Sultan Abdülhamit Han’ın mücadelesi de buna dönük bir mücadeleydi. Nihayetinde coğrafyanın dışından bu coğrafyaya müdahil olanlar çok ciddi tahribatlar yaparak hem siyasi coğrafyada hem kültür coğrafyasında; ama en önemlisi zihinlerimizde çok ciddi tahribatlar yaparak bir manada kendi arzuları doğrultusunda belli araçlarla, belli hedeflere ulaştılar. Fakat insanlar çok kimlikli varlıklar. Bir insan pek çok kimlikle kendisini ifade edebiliyor. Orta Doğu ve Anadolu’ya baktığımızda insanı tanımlamada en önde gelen kimliğin de Müslüman kimliği olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla İslam coğrafyasında Müslüman kimliğiyle bir manada kardeş olan insanların bu durumu anlamaları biraz uzun sürdü ama nihayetinde anlaşıldığı kanaatindeyim” ifadelerini kullandı.

“MASA BAŞINDA YAPILAN PLANLAR TUTMUYOR”

Karanlık planların artık tutmadığını, Türkiye’nin izlediği dış politikayla birlikte gönül coğrafyasındaki ülkelerle iyi ilişkiler kurduğuna dikkat çeken Vali Dr. Ömer Toraman, “Son dönemlerde geçmişten gelen alışkanlıklarla masa başında yapılan bazı planların coğrafyada tatbiki konusunda zorlanmaya başlanıldı. Çünkü bu nesil ve bu iki millet tarihten aldıkları tecrübeyle bu defa buna müsaade etmediler. Ancak tabii bu çok ciddi bir kaosa, kargaşaya ve çok acı bir sürece de yol açtı. Ve bununla hep birlikte mücadele ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak, Türk milleti olarak bizler de maalesef Orta Doğu, Afrika, Asya, Kafkasya, Balkanlar coğrafyasıyla ilişkilerimizi asgari seviyelere düşürmüşken Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yeniden etrafımıza bakmaya, başımızı kaldırmaya ve çevremizle ilgilenmeye başladık” dedi.

“İŞ BİRLİĞİYLE BÜYÜK GÜÇ HALİNE GELEBİLİRİZ”

Sempozyumda emeği geçenlere teşekkür eden Vali Dr. Ömer Toraman, sempozyumun iki milletin birbirini anlamada önemli bir aşama olacağını söyledi. Konuşmasında birlik ve beraberlik vurgusu yaparak iş birliğine de dikkat çeken Vali Dr. Ömer Toraman, “Biz hep şuna inandık: Bu coğrafyada yaşayan insanlarla kardeşiz, ortak bir kimliğimiz var ve biz bir araya gelerek, konuşarak, birbirimizi anlayabilir iş birliği yapabilir, büyük güç haline gelebiliriz. Bizim üçüncü kişilerin rehberliğine, önderliğine ihtiyacımız yok. Dolayısıyla maalesef çok uzak coğrafyalardan bugün bu coğrafyalara gelip askeriyle, danışmanlarıyla, şirketleriyle bu bölgede faaliyet gösterenlere karşılık bizim de iş birliğini geliştirmemiz bir zaruret olarak karşımızda duruyordu. Çok şükür Türkiye son dönemlerde izlemiş olduğu dış politikayla bütün bu çemberleri kırdı ve bütün bu coğrafyalarla çok kuvvetli ilişkiler geliştirmeye başladı. Bugün bu sempozyumun da bu manada atılmış bir adım olduğunu değerlendiriyorum. Burada Türkler ve Araplar birbirlerini dinleyebilir, birbirinden öğrenebilir ve meselelerini bir arada görüşüp değerlendirebilirler. Umuyorum bu sempozyum bu istikamette bir aşama olarak kaydedilecektir. Bizler de burada ortaya konulacak görüşlerden istifade edeceğiz” diye konuştu.

3 gün boyunca alanında uzman tarihçi ve stratejistler tarafından ele alınacak sempozyumda; Fas, Libya, Mısır ve Yemen’in de aralarında bulunduğu 15 ülkeden 38 akademisyen ve uzman tebliğ ve görüşlerini paylaşacak.