“ÇİNİ KIYMETLİ TAŞLARIN RENGİNİ SIR ALTINA GİZLEME SANATIDIR” 03-12-2018 08:42:45

2009 yılında UNESCO tarafından ‘Yaşayan İnsan Hazinesi Ödülüne’ layık görülen Mehmet Gürsoy, Ekim Ayı’nda Kütahya’nın ‘UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası’ listesine alınmasını değerlendirip Kütahya’nın kimliğini yeniden oluşturması gerektiğini ifade etti.

‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ ödüllü Mehmet Gürsoy, Kütahya’nın ‘UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası’ listesine alınması ile şehrin yeniden Çini’ye verdiği değeri artırması gerektiğine dikkat çekti. “Değerler paylaşılınca anlam ve değer kazanır. Kütahya’nın bundan sonra yapması gerekenler var” diyen Mehmet Gürsoy, Kütahya’nın girişlerine yapılacak kapıların çini ile bezenmesi gerektiğini ifade etti. “Benim görüşlerim arasında şehre yapılan giriş kapılarının mutlaka çini ile kaplanmalı. Bundan vazgeçmek olmaz, taş olmaz” diyen Gürsoy; “Bugün eksi 30 ve 40’lara dayanan çiniler üretebiliyoruz. Moskova duvarlarına yapıştırıyoruz yaptığımız ürünleri. 16. YY’daki çiniler şaheserdir, dünya müzelerini süsler ama bizim yaptıklarımız şuan onların bir kat üzerinde. Eski İznik ve Kütahya’da her şey çok güzel değildir. Elbette güzel olanlar var ama Kütahya’mızda her şey çok güzel” ifadelerini kullanıp şu tavsiyelerde bulundu: “Bunun farkına varıp şehrin belirli bölgelerini çiniyle bezemek durumundayız. Taş kapıdan şehir merkezindeki vazoya kadar bana göre yüz metre ara ile çeşitli formlarda yapılan çini vazolarla şehre girilmelidir. Bu vazoları iş adamlarına yaptıralım. Birini İsmet Güral’a, birini Nafi Güral’a diğerini Keramika Seramik’e, kolejlere yaptıralım. Bunları yaptırdığımızda şehrin bir havası değişecektir. Sokak isimleri mutlaka çini ile yazılmalıdır. Mahallelere şehirde değer olmuş kişilerin adları verilmelidir. Ahmet Yakupoğlu mahallesi, Itri Mahallesi, Hisarlı Ahmet Mahallesi, Şair Şeyhi Mahallesi gibi isimlerin mutlaka değer haline getirmeliyiz. O zaman marka şehir oluruz. Şehirdeki ayakkabı boyacısından tutun da en üst bürokrata kadar herkes bunu görev edinmelidir. O zaman marka şehrin insanıyım imajını kendisinde görür. Restoranların servis tabaklarında çini imajı verilmelidir. Tabakların üzerine lale, karanfil, gül figürleri yapılmalı. Porselen kullanabilirler ancak çini imajlı olmalı. Şehirde pek çok yabancı isim taşıyan işetmeler var. Bunların isimlerinin değiştirilip bunlardan soyutlanmak gerekiyor.”

“ÇİNİ KIYMETLİ TAŞLARIN RENGİNİ SIR ALTINA GİZLEME SANATIDIR”

“Bu canım sanatın farkında değil kimse” diyen Gürsoy, çininin üzerinde Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğunun zevklerini barındırdığına dikkat çekti. Gürsoy; “Bu canım sanatın farkında değil kimse zanaat olarak kalmış. Bu sanatın üzerinde koskoca iki büyük imparatorluğun zevki var. Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu. Saraylardaki padişahların zevki var. Ulemanın zevki, sanatkarların zevki, şairlerin zevki, ediplerin, ressamların zevki var” ifadelerine yer verdiği konuşmasında şunlara değindi: “Birer orkestra eseridir bunlar. Bu orkestranın zevki var. Bir çini objesine onbir kutsal el değer. Hamurdan sırlı çıkıma kadar. Bunun kimse farkında değil. Çiniye anlam kazandırılmamıştır. Bana göre çini bir göz musikisidir. Göz için şifalıdır. Bu musikinin notaları var. Lale, karanfil, gül, sümbüldür. Biz de şimdi çinimizde bunun farkına varabilenler yeniden yorumluyorlar. Diğer bir anlam da çini kıymetli taşların rengini sır altına gizleme sanatıdır. Çünkü üzerindeki renkler mücevher renkleridir. Bunu pek çok kimse bilmez. Mercan, zümrüt, firuze. Ecdat hep mücevher renklerinin bulunduğu mekanlarda yaşamayı tercih etmiş. Camisini bunlarla süslemiş, sarayını, konaklarını ve en son hakka giderken türbelerini bunlarla süslemiş. Bu anlamları hazmederek çiniye artı değer kazandırılır. Birkaç Kütahya tırı. Büyükşehirlerden başlayarak ‘Kütahya Tırı Ankara’da’. Bütün herkes Kütahya’nın farkına varır. Bu tır boş gitmeyecek. Bu benim yaşayan insan hazinem bu da benim yıldız adayım diye tanıtılmalı. Geleneksel kıyafetlerimiz zengin, yemeklerimiz zengin.

“BİZ DEĞERİ HEP YÜKSEKTE TUTTUK”

16. YY’dan kalan 40 cm’lik bir çininin müzayede açılış fiyatının 1 Milyon 200 Bin TL olduğuna dikkat çeken Gürsoy; “Eğitimsiz çini yapılmaz. Bu sanat bir imparatorluk sanatı. Bu bize özgü bir sanattır. Bu sanata geçim kaynağı olarak bakılamaz. Siz güzeli yapın taliplisi çıkar. Amerika’da sanatta belirli bir standart vardır ve şehir bu standardın altındaki sanata müsaade etmez. Vitrinlere baktığınızda A Class’tır. Dünyadan insanlar gelip bu eserleri ediniyorlar. Burada da aynıdır. Biz değeri hep yüksekte tuttuk. Yaptığımız işin bir sanat olduğunu biliyoruz” dedi. 16. YY’daki zevk sahibi olan imparatorların en iyi beyazı göz akı olarak etüt ettiğine değinen Gürsoy; “Göz akı bir hamur ve mücevher renklerini taşıyan eserler. Şehri sunarken bu değerleri anlatmak lazım. Çiniciler Çarşısında 10 TL’den 15 TL’den aldıkları tabakları devletin üst düzey bürokratlarına götürmemek lazım. Galerimizdeki eserleri katlama olarak değerlendirdiğimizde 30 cm tabak Çiniciler Çarşısında maksimum 20 TL bizde 150 Dolar’dan başlıyor. En üst kademede A Class ürün. Ecdat göz akı beyazının üzerine mücevher renklerini kondurmuş. Bunu görmek laızm. En güzel beyaz göz akı beyazıdır. Ecdat bunu etüt etmiş. Gönlü okşuyor. Bunun için o dönemde yaşayan çiniler dünya müzelerini süslüyor. 16. YY’da yapılan 40 cm’lik bir çini tabağının değeri 1 Milyon 200 Bin TL müzayedelerdeki açılış fiyatı. Bu tabak Çiniciler Çarşısında 60 TL’den fiyatlandırılıyor. Bizde de Bin 500 TL’den fiyat buluyor” diye konuştu.

“BİR MERCAN KIRMIZISI İÇİN 400 SENE BEKLEMESİN BU ÜLKE”

2009 yılında UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi Ödülü’ne layık görüldüğünde kendisinden sonra sanatını kimin devam ettireceğinin sorulması üzerine Gürsoy; “UNESCO Yetkilileri ödül töreni sonrasında dediler ki sanatta el verme vardır elinizi kime veriyorsunuz diye sordular. Ben oğlum ve gelinime verdiğimi söyledim. Bu benim vasiyetimdir. Tüm birikimlerini onlara aktarıyorum. Reçetelerimi aktardım. Bir de Üniversite’deki akademisyenlik dönemimde bunu hak eden öğrencilerime verdim formülleri. Tarihe gömülü kalmasın. Bir Mercan Kırmızısı için 400 sene beklemesin bu ülke. Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez. Başarılı olduğumuza inanıyorum. Doğru yolda olduğumuzun tescili UNESCO tarafından verildi diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.