DPÜ’DE EVRİM KONFERANSI 07-03-2020 15:13:47

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, Prof. Dr. Âdem Tatlı’nın konuşmacı olarak katıldığı Bilimler Işığında Yaratılış Yaratıcı ve Evrim Konferansı’na ev sahipliği yaptı.

DPÜ Eğitim Fakültesi Mavi Salon’da düzenlenen etkinliğe DPÜ Rektörü Prof. Dr. Kâzım Uysal, Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İrfan Terzi, akademik ve idari personelleri ile öğrenciler katıldı.

Prof. Dr. Âdem Tatlı, sözlerine “Fen ilimleri kâinatı inceliyor. Sosyal ilimler ise kâinattaki varlıkların davranışlarını inceliyor. İlimlerin konusu bütün kâinat. Peki, kâinatta Allah’ı gösteren bir mucize var mıdır?” diyerek başladı.

Mucizenin tanımını ‘insanın yapmaktan aciz olduğu şey’ olarak yapan Prof. Dr. Tatlı, “Bizim yapamadığımız şey ne ise, o bir ‘mu’cize’dir. Dolayısıyla ‘mu’cize’ olunca kim yapacak? Tabii ki Allah. Peki, biz yumurta yapabiliyor muyuz? Yapamıyoruz. Tavuk nasıl yapsın? En akıllı en şuurlu biziz. Kırılan bir yumurtayı bile ekleyemiyoruz. Peki, yumurtanın içerisinden civciv çıkarabiliyor muyuz? Çıkaramıyoruz. Demek ki, bütün yumurtalar ve yumurtadan çıkan canlılar nedir? ‘Mu’cize’. İnsan da bunlara dâhildir. Biz de yumurtadan çıktık. Şu anda ağaçlarda tomurcuklar var. Şimdi gitsek ağacın başına bu yaprak tomurcuklarını yaprak olarak açabilir miyiz? Bir asılırız, iki asılırız, koparır atarız. Peki, çiçekleri, onu da yapamayız. Ağaç nasıl yapsın? Demek ki bütün çiçekler, bütün bitkiler mucizedir. Semaya gözünüzü çevirin, hangi yıldızı yapabilir hangi galaksiyi ayakta tutabiliriz? O halde bütün bunlar da kâinattaki bütün varlıklar da Allah’ı gösteren birer ‘mu’cize’dir” dedi.

TATLI: YARATILIŞI ANLAYABİLMEK İÇİN YARATICIYI DOĞRU ANLAMAK GEREKİYOR

Yaratılışı anlamanın yolunun Yaratan’ı anlamaktan geçtiğini söyleyen Prof. Dr. Âdem Tatlı, “Kâinatta Allah’ı göstermeyen hiçbir varlık yoktur. İşte bu şekilde yaratılışı düşünmeye fikir yürütme diyoruz. Bir insan biyolojiyi bilse Allah’ı daha iyi bilir. Fiziği ve kimyayı da bilse Allah’ı daha iyi tanır” şeklinde konuştu.

“Yaratılışı anlayabilmek için yaratıcıyı doğru anlamak gerekiyor” diyen Prof. Dr. Tatlı, şöyle devam etti:

Biz ilmi batıdan aldık. Batının ilah anlayışı zaten sakat. Hz. Allah, Hz. Meryem, Hz. İsa. Üçlü kâinatı idare ediyor. Yetti mi, yetmedi. Papazların bazı eserlerine baktım. Diyor ki, kâinatta bir takım olumsuzluklar var. Bunlar nasıl oluyor, Allah bunları nasıl yapıyor? Diyor ki: Bunlar tabiatın eseridir. Tesadüfen girmiştir oraya, onun haberi olmadan. Böyle bir ilah modeli var. O halde doğru ilah anlayışı İslamiyet’tedir. Onu da bizim doğru anlamamız gerekiyor.

“Her varlığın bir tarifi bulunmaktadır. Allah’ın da tarifi olmasın mı?” diyen Prof. Dr. Tatlı, “Bir gün sahabelerden birisi; ‘Ya Resulallah bize Allah’ı tarif et’ diyor. Onun üzerine İhlas Suresi nazil oluyor. Mealen, “De ki: Allah birdir. Ondan başka ilah yoktur. Doğmamıştır, doğurulmamıştır. Her şeyi O yaratmıştır. Hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.” Sıfatlar var bir de tabii. Ezelî ve ebedî olması lazım, başka varlıklara benzememesi lazım, yaratılmamış olması lazım. Yaratılmış ne varsa mahlûktur, ilah olamaz” dedi.

Prof. Dr. Tatlı, konuşmasının devamında şöyle konuştu:

‘Allah’ı kim yarattı?’ diye soran birisi Allah’ın tarifini bilmiyor demektir. ‘Yaratılmış ne varsa mahlûktur, İlah olamaz, Allah yaratılmamıştır’ dedikten sonra, Allah’ı kim yarattı diye sormak, Allah’ın tarifini anlamamanın sonucudur.

Allah’ın subuti sıfatları da zatındandır. Nedir bu sıfatlar: Hayat, İlim, İrade, Kudret, Semi (İşitme), Basar (Görme), Kelam (Konuşma) ve Tekvin (Yaratma)’dır.

Bu sıfatlar bizde de bulunmaktadır. Bizdeki sıfatlar zatımızdan değildir, sonradan verilmiştir. Varlığımızın gereği değildir. Ama Allah’ın sıfatları zatındandır. İşte insan bunu anlamakta zorlanıyor. Kendisine kıyas ediyor hep. Bütün problem de buradan çıkıyor. Felsefeciler de işte burada yanılıyor. Bizdeki görmeyle Allah’ın görmesini, bizdeki kudretle Allah’ın kudretini aynı gibi kabul ediyor.

“Allah” dediğimiz zaman, yukarıda sayılan sıfatlar mutlaka Allah’ta sonsuz olarak bulunmak durumundadır. Yani Allah dediğimiz zaman, “O’nun ilmi var mıdır?” Diye sorulmaz. Bir başka ifade ile ilmi sonsuz olmayan, işitmesi sonsuz olmayan, kudreti sonsuz olmayan vs. ilah olamaz demektir.

Sıfat zatından olursa, zıddı oraya giremez. Girdiği farz edilirse, iki zıddın aynı anda olması gerekir ki, bu da mantıken mümkün değildir. Yani, İlahın aynı anda hem sonsuz ilim sahibi hem de onun zıddı cahil olması mümkün değildir. Kudretin zıddı acizliktir. İlahın aynı anda hem sonsuz kudret sahibi ve hem de sonsuz aciz olması düşünülemez.

Bir sıfatın zıddı giremezse orada mertebe derecelenme olmaz. Çünkü bir sıfatta derecelenme zıtlarının oraya girmesiyle mümkündür.

Bir sıfatta derecelenme olmazsa orada az-çok, büyük-küçük fark etmez. Yani Allah için bir atomu kaldırmakla, bütün kâinatı kaldırmak arasında fark yoktur. Bir atomu yaratmada Allah’ın iradesinin tecellisi ne ise, bütün kâinatın yaratılmasındaki iradesinin tecellisi aynıdır.

Allah’ın kâinattaki tasarrufu emirledir. Nasıl ki bir komutan “Yürü” emriyle bir eri yürüttüğü gibi, bin eri de yürütür. Allah da; “Ol” emriyle bir atomu yarattığı gibi, aynı emirle cennet ve cehennem de dâhil bütün kâinatı yaratır.

Geçmişte katıldığı bir konferansta kendisine yöneltilen bir soruyu katılımcılarla paylaşan Tatlı şöyle konuştu: Bir üniversitede yaratılış, yaratıcı ve evrim konusunda verdiğim bir konferanstan sonra şöyle bir soru geldi: “‘Ol’ der, o da oluverir. Buna inanılır, ilmen ispatlanmaz. Ne diyorsunuz?”

“Dedim ki, gençlerde şöyle bir telakki var; Bir şey ilmen ispatlanacak ondan sonra buna inanacak. Hidrojen ile su birleştirilince su meydana gelir. Buna inanılmaz. O bilinir. İman gabya dayanır. İnandığımız şeyi ilmen ispat edebilirsek imanımız kuvvetlenir. İspatlayamazsak yine inanırız. Çünkü bizim ilmimiz her şeyi kuşatmış değildir. Böyle bir girişten sonra “’Ol’ der oluverir”i de ilmen de ispatlarız, dedim. Salonda halı serili idi. Bu halıyı dokumadan önce bilgisayarda onun programını yapıyoruz. Halı o programa göre dokunuyor. İşte halının bilgisayardaki programı onun bir bakıma kader defteridir. Sistem hazır. Makineler bilgisayara bağlı. Bilgisayarın düğmesine bir defa “Ol” diye basıyorsunuz. Hatta şimdi sesle de mesaj yazdırıyorsunuz. Halı dokunmaya başlıyor. Kabul edin ki, bu halı bir metre eninde ve 30 metre boyunda olsun. Günde bir metre dokunursa, 100 metrekare halı yüz günde dokunur.

Tatlı şöyle devam etti:

Onlara sordum ki: ‘Halı neyden meydana geliyor?’ Dediler ki; ‘İpliklerden’. ‘İplikler neyden meydana geliyor?’, ‘Moleküllerden’, ‘Moleküller neyden meydana geliyor?’, ‘Atomlardan’, ‘100 metrekare halıda ne kadar atom vardır?’, ‘Trilyonlarca’. Şimdi biz 100 gün sonra dahi görev alacak atomlara bir “Ol” emriyle vazife veriyoruz. Allah bahar halısında görev alacak atomlara aynı emirle görev veremesin mi? İncir ağacının programı da incir çekirdeğinde programlanıp şifrelenmiştir. Onun kader defteridir. Onun düsturlarına göre incir ağacı yaratılacaktır. İşte bütün çekirdekler, bütün yumurtalar bunun gibi birer kader defteridir ve birer emirle vazifelerini yerine getirirler.

Gençlerin sıkça sorduğu sorulardan birisi de; “Allah kaldıramayacağı bir mahlûk yaratabilir mi?” Bu soruyu soran işte Allah’ın bu sıfatlarının zatından olduğunu bilmemektedir. Çünkü Allah için bir atomu kaldırmakla, bütün kâinatı kaldırmak arasında fark yoktur. Bu soruyu soran, sonsuzluk kavramını bilmiyor demektir. Zira Allah’ın sıfatlarını sonsuz kabul edip, o sonsuz kudret ve büyüklüğü geçecek bir varlığın yaratılmasını hayal etmek akla ve mantığa uygun değildir.

Bu soruyu soran büyüklük kavramını da bilmemektedir. Çünkü bir dağın büyüklüğü ile ilim adamının büyüklüğü farklı mefhumlardır ve birbiriyle mukayese edilemez. Allah’ın bütün sıfatları mahlûkattan farklıdır. Dolayısıyla yaratılacak olan hem mahlûk olacak ve hem de Allah’tan büyük olacak. Böyle bir kıyas akıllı adamın yapacağı bir mukayese değildir”. İfadeleriyle tamamladı.

Tatlı, konuşmasının ardından öğrencilerden gelen soruları cevapladı.

UYSAL: İNKÂR ETMEK MÜMKÜN DEĞİL

Tatlı’ya konuşmalarından dolayı teşekkürlerini sunan ve hediye takdim eden Rektörümüz Prof. Dr. Kâzım Uysal, etkinliği düzenleyenlere ve Prof. Dr. Âdem Tatlı’ya teşekkür ederek başladığı konuşmasında “Âdem Hocamız daha önce Biyoloji bölümünde çalışmış, bu üniversitenin kurulmasında görev yapmış, uzun yıllar burada çalışmış, çok değerli bir hocamızdır. Kendisine böyle bir konferans verdiği için teşekkür ediyorum” diyerek şu ifadeleri kullandı:

‘Eskiden materyalizm biraz revaç bulmuş. Çünkü eskiden ilim şimdiki gibi gelişmemiş. Fakat günümüzde ilim o kadar gelişti ki, artık materyalist kalmadı gibi. Çünkü kâinattaki gerek makro gerek mikro âlemlerdeki intizamı, dengeyi, düzeni, faydalılığı, tasarımı görüp de Allah’ı inkâr etmek mümkün değildir. Onun için günümüzde gerçek materyalist yok gibidir. Çünkü eseri ve sanatı görüp, ustayı ve sanatkârı inkâr etmek çok saçma bir şey’ dedi.

İLİM, DEİZMİ KABUL ETMEZ

Deizm hakkındaki yorumlarını katılımcılarla paylaşan Prof. Dr. Uysal, ‘Deizm, Allah’ı kabul eder ama Allah’ı işe karıştırmaz. Der ki, O köşesinde otursun bana karışmasın. Benim ibadetime, benim ne yaptığıma karışmasın. Benimle mi ilgilenecek? Hele atomla, karıncayla, fareyle mi ilgilenecek? O, otursun köşesinde. Deist birisine göre Yaratıcı, din de göndermez. İnsanların fiillerine de karışmaz. Aslında deizm, ateizmden çok daha saçma bir şey. Çünkü bunu ne ilim, ne vicdan ne de akıl kabul eder. Çünkü kâinatta intizamın varlığı yaratıcının varlığının delilidir. İntizamın devamı da onun işlere karıştığının delilidir.

“Mesela dünya milyarlarca yıldır dönüyor ve milyarlarca yıl daha dönecek” diyen Uysal, “Taş, toprak ve sudan oluşmuş, dağılmaya her an müsait bir kütlenin, yani dünyanın, milyarlarca yıldır intizamla dönüyor olması, Yaratıcı’nın sisteme müdahale ettiğinin delilidir. İşte aslında deizm, materyalizmden daha saçma bir şeydir. Bu kâinata bakıp, sistemi, düzeni, dengeyi görüp faydalı işler yapıldığını tasdik ettikten sonra Allah’ı kabul etmemek mümkün değildir’ diyerek sözlerini tamamladı.